Yılmaz Emre Mert – Beykoz’un genç yazarı

Merhaba ben Yılmaz Emre MERT. Namıdeğer, Beykoz’un genç yazarı. Kaç tane ismim var böyle değil mi? 🙂

Resmen Anneannem, Baba tarafından dedem isim koyma rekabetine girmişler ve maalesef sonuç ortada dostlar. Neyse konumuza dönmek gerekirse, Ruh Bedene Aşık Oldu ve Birdenbire kitabının yazarıyım. Beğendiğim ve örnek aldığım yazarları, elimden geldiğince yorumlamaya çalışıyorum. Kimi zaman ciddi, kimi zaman laylaylom, kimi zaman ortaya karışık…

O zaman bugün biraz daha düşünce ve prensiplerin dışına çıkarak, kendi eserlerimden bahsetmek istiyorum.  İlk eserim olan Ruh Bedene Aşık Oldu kitabımı okuduğum zaman, nasıl yazmışım bunu diyorum. Şuan okuduğum zaman hatalar keşke bu cümleyi bu satırın altında kullanmasaydım gibi kendime tenkitler ediyorum. Sizde bir gün  hayalinizde kitap çıkarmak gibi düşünceye sahipseniz, öncelikle vazgeçmeyin. Ancak olacakları tecrübelerim ile ön görerek belirtmeliyim ki eseriniz çıktıktan bir takım zaman sonra yazdığınız satırlar sıradanlaşıyor, hata aramaya başlıyorsun ve sürekli gözüne çarpan bir şeyler bulmak istiyorsun. Ve buluyorsunuz da… İkinci eserinizi yazdığınızda ise olgunluk, bakış açısını değiştirmeyi öğreniyorsunuz.

Eserlerimi biraz daha yakından tanıyalım.
Ruh Bedene  Aşık Oldu :

Aşk tohumları gün gelir fidan olur, dallanır, budaklanır diye umut ediyorum. Sevginin koktuğu bir yaşamda yaşanır . Güneş çiçekleri kurutsa bile yağmur her canlıya hayat verir. Birgün seninle ıslanabilirsek bana olan hislerin büyür mü ?

(Tanıtım Bülteni)

Kuşlar kadar özgür olmak isterdim. Kanatlarımı açtığımda verdiğim tek savaşın rüzgara karşı olmasını isterdim hayatta. Sokağa çıktığımda, iğne atsan yere düşmeyecek olan kalabalıkta sessiz çığlıklara karşı mücadele vermekten yoruldum.  Düşüncesi ile kaleme aldığım eserimi deneme tarzı bir yazış şekli ile uzun cümleleri kısa cümleler ile anlatmaya çalıştım.

Birdenbire :

Birdenbire kitabını yazarken, nefes aldığımız dünyada yaşadığımız duygulardan doğan acıların da aynı olduğunu düşünerek yazdım. Kimi zengin bir hayat yaşarken, kimi kuru ekmeğe muhtaçtı fakat yaşadığımız veyahut sonrasında hissettiğimiz duygular hep adil. Elin kesildiğinde hissettiğin acı, başın ağrıdığında hissettiğin acı, ayak serçe parmağını sert bir yere vurduğunda hissettiğin acı, kalbin başka bir kalbin peşinden koşarken düştüğünde hissettiğin acı aynı, sadece isimleri farklı…
Kitabın son sayfasına geldiğinizde, “Hiç tanımadığınız birisinin hayatı, benim yaşadıklarıma ne kadar da benziyor!” diye düşündürebilirsem eğer; tanıştığımıza memnun oldum.

(Tanıtım Bülteni)

İlkbaharın kokusu, yazın sıcaklığı, sonbaharın vedası, kışın yalnızlığı geçti üzerimden. Artık güldürmem kendimi mevsimlere…

Buğulu bir cam parçasından izlemek giden insanı, akan zamanı, batan güneşi, solan çiçeği! Ne zor olmalı sarmaşık ağacı gibi birbirine kenetlenen yağmur tanelerini ayırmak. Ağaçtan dökülen yapraklara, gelmeyen insanların şerefine bir çizik daha atmak! Oysaki umut öyle mi? Yağmurun toprakla birleştiğinde ki o ihtişamlı kokusu eşlik ediyor yalnızlığa. Sen ne kadar güçlü olursan ol, nefesin ona sahip olamaya gücü yetmiyor. İnsan, derdini hangi yıldıza anlatacağını şaşırıyor. Birini anlatsa, öteki kemiriyor içini. Ötekini anlatsa, kabul etmiyor kendini. Hangi taşa takılıp düştüğünü mü hatırlasın bu gönül, yoksa hangi ayağın çelme takıp düştüğünü mü? Her düştüğümüzde bir yerlerimiz kırılmadı, kanamadı ama muhakkak küçük de olsa izi kaldı. Kimi içeride, kimi derinde, kimi ise sessiz sözcüklerde!

Kaç gece şahit bozduğum yeminlere, içinden çıkamadığım çıkmaz sokaklarının kuytusunda akıttığım gözyaşlarına, güneşin doğması ile batması arasında geçen zaman diliminde, özlem duygumun Nirvana’ya ulaşmasına. Ah prangalara takılan hislerim! Seni o kilitli odalara hapseden düşüncelerim, ihanet kırbacını sırtıma geçiren dostlarım, nefesim kesilene kadar koşan ayaklarım, susuzluktan kuruyan dilim, konuşmaya takatim olmayan şarkılarım, dünyanın en güzel manzarasını bana izleten gözlerim, gökyüzünde asılı duran yıldızlar. Ve annemin hala sakladığı beşiğin üzerinde melodi ile çalan oyuncaklar…

Vermiş Olduğum Röportajlar:

http://www.beykozguncel.com/4708-beykozun-genc-yazari-yilmaz-emre-mert.html

https://www.oncevatan.com.tr/roportaj/yazar-yilmaz-emre-mert-ve-yeni-kitabi-birdenbire-h122922.html

http://blog.milliyet.com.tr/yazar-soylesilerinde-konugum-genc-deneme-yazari-yilmaz-emre-mert/Blog/?BlogNo=587399

Fatma Köseoğlu

Fatma Köseoğlu

Gülüşüne dokun :)

Yılmaz Emre Mert – Beykoz’un genç yazarı” için 5 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

İçerik Platformu